Keşmekeşin içinde ölmeyi beklemek


Son zamanlarda pek yazı yazamıyordum. WordPress’in yazı yazma editörünü gördüğümde “napıyom lan ben” deyip kapatıyordum. Müthiş bir isteksizlik vardı bünyemde. Hala da aynı bu durum. Üç beş takipçiyi de kaçırmamak adına bir şeyler karalamak istedim. Zor bir yazı benim için.

Konuşulamayanı yazmak

Son haftalarda kafamda bazı planlar yapıyorum. İş yerimi değiştirmek planlarımın başında geliyor. Aynı işi farklı bölgede yapmak, yeni insanlarla çalışmak, yeni yüzler görmek bence iyi bir fikir. 12 yıldır aynı çatı altında çalıştığın, herkesin gidişini gördüğün, eski yüzlerin artık yerini yeni yüzlere bıraktığı bir yerde ne kadar mutlu olabilirsin? Ortamın gitmiş, ruhun çekilmiş, isteksizliğin nirvanasında cenin pozisyonunda çalışmak cidden kötü bir durum.

Bilmeyenler vardır belki. Ben çok bilindik bir markette çalışıyorum. İsmini elbet vermeyeceğim lakin kafanızda bir şeyler oluşturmuştur. Düzenin içindeki düzensizlik felsefesi hakim olur bu tip iş yerlerinde. Madalyonun öteki yüzünde insanlar birbirinin ayağını kaydırmaya çalışıyor. Sen her gün reklamlarını görürsün. Hoop gidersin alışveriş yapmaya. Bir market çalışanının iş hayatının nasıl geçtiğini, nelere katlandığını, ne küfürler yeyip kuyruğu kıstırarak “af edersiniz” deyip geri döndüğüne hiç şahit oldunuz mu? Gençlerin, gençliğinin solduğu, yüzeye çıkamayacağın bir kuyu marketçilik.

Bir yerlere gitme isteği

Herkeste, her zaman bir yerlere gitme isteği oluyor. Bu Yunanistan’da bir ada veya dağ başındaki tek göz kır evi olabiliyor. Yatıyorum kalkıyorum aklımda aynı usanmışlık belirtileri dönüp duruyor. “Sen ne zaman elini taşın altına koyacaksın?” soru tilkileri beyninde dolaşıyor. Beni bu şehirde, bu evde tutan birisi var. Yıllardır beraber yaşıyoruz. Onu bırakamam. Zor bela birbirimizi bulduğumuzda hiç ayrılmayacağımızın sözünü vermiştik. Yıl 2000!

Bu kişi annem. Arabesk bir terim olacak ama yine de yazayım. Canım anam. Hiçbir isteğini öteleyemiyorum. Ona hiç bağırmadım, kırmadım, üzmedim. Zaten çokta kavgacı biri değilimdir. Annemi bırakıp aynı şehirde başka bir eve bile çıkamam çünkü artık 60’lı yaşların sonuna geliyor ve yavaş yavaş elden ayaktan düşüyor. Çabuk hastalanıyor. Bu şekilde tek başına bırakıp bir yerlere temelli gitmem imkansız. Bunları yazmak istemezdim fakat konuşulamayanı yazmak bu konu için farz oldu. Bir ablam var. İki kızı ve eşiyle mutlu mesut yaşıyorlar. Annemi onlara da emanet edemem. Herkesin işi gücü var. Gezmeye gittiğim yerlerde en fazla iki gün kalabiliyorum. Aklım hep evde oluyor. Oturduğum semt biraz tekinsiz. Eşe dosta haber verip bir yerlere gidebiliyorum.

Başka şeyler oku  Ortaya karışık bi'şeyler

Otuz dördümde evrene sıkışmışım gibi hissediyorum. Herhangi bir ülkeye gidemedim, ülkeyi bırak ülkemin herhangi bir şehrini bile doya doya gezemedim. Tarihi dokulara elimi süremedim. Diyeceksiniz ki bunları nüfusun kaçta kaçı yapabiliyor ki? Haklısınız, sonuna kadar hemde!

Her gün aynı şeyleri yapmak, haftada 2 3 gün aynı yemekleri yemek bile insanı çıldırtıyor. İşe giderken giydiğim şortum ve tişörtüm bile 2 günde bir başa dönüyor. Eksiklikten değil, bitmişlikten. Monoton hayatın tam içindeyim. Çöksem olmuyor, çıksam olmuyor.

Yıllık iznimin yaklaştığı şu aralar ruhumu dinlendirmek, bünyemi yormak için, bol yürümeli ve bol bisikletli uzun yol planım var. Yağmur yağmış meteor düşmüş hiç umurumda değil. Kendimle baş başa olacağım aktivite yakındır.

Yemin billah sıkılıyorum artık. Depresyonda değilim, hafif bunalım diyebilirim. İşe gidiyorum, eve geliyorum, yemek yeyip dizi izliyorum. Cumaları maça gidip ter atıyorum. Bazen de arkadaşa gidip tv izliyorum. Bisikletim zaten en iyi arkadaşım. Tüm zorluklara beraber katlanıyoruz. Hangi arkadaşınız sizi %7lik bir eğimde sırtında taşıyor? Böyle de bir şey işte.

Sağlıcakla…


Beğendiniz mi? Paylaşın!

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Yazılara abonelik?  
Ne istersin canısı?